Sürekli azaldığı için, parayı tamamlamak durumunda mı kalıyorsunuz? Harcarken sürekli bir şeyler eksiliyor ve yerine bir daha koyamayacakmışsınız gibi mi geliyor? Günlük yaşantınızın içinde, sosyal alanınızda oluşan ve kişisel ihtiyaçlarınızı da içeren yoksunlukları giderememek, sizde eksiklik duygusu ya da dürtüsünü içten içe tetikliyor mu? Aynı sevgilinizin size olan sevgisinin azaldığını düşündüğünüz ve bunu kendinize kanıtlamak için de “-o şekilde olduğunu hissediyorum!” diyerek ispatlamaya çalışmanız gibi mi? Bu sebeple düşünce ve hisler

Bir şekilde hayatınızın belli bir zaman dilimini birlikte geçirdiğiniz o muhteşem insanla birlikteyken, bir daha o güzel anları paylaşamayacakmışız hissini yaratan heyecan ve eksiklik duygusuyla davranmaya başlarız. Yerine koyulmayan “an” lar, yeri doldurulmayan “sevgili” ye benzer şekilde, para da gelir ve gider hayatımıza. Para ve sevgi işlerinde de o kadar noksan yaşamaya alışır ve kanıksarız ki, tamamlamaya korkar ve çekinir oluruz. Kurduğumuz cümleler ha sevgiliye ha paraya dönük olsun, aynı anlamı ifade ettiğini bile unutur, farkında olmadan “kayıp” cümleler kurarız sevgiliye ve paraya dair. Kelimelerin arasında bir tedirginlik, sonu gelmeyen bir kaygı taşımaya başlarız farkında olmadan! Tüm bu davranışların içinde her şey yolunda gidiyormuş gibi görünür ve hatta tamamlamak için tüm uygulamalarımıza bir hız vermişken bir anda duruveririz! Sebebi de alışık olmadığınız bir “tam” olma veya olamama hissidir. Bilmediğimiz fakat onu her yerde aradığımız, tamlık hissi. Sevgilimizle olan ilişkide, arkadaşlıklarımızda, kullandığımız parada, hep onu aradığımız, “tamlık” hali. Birden bir şeyler ters gidiyormuş gibi olur. Alışık olmadığımız, “işlerin yolunda gitme” durumu, bize ters gelir. Durur bakarız. Durup, durumla ilgili duygularımızı tartmak isteriz. Doğru olanın ne olduğunu unutarak tuhaf bir bilinmezlik hissine sahipmişiz gibi etrafı seyrederiz. Her şeyi hızla tamamlayacağımız o güzel enerjimiz, birden kesintiye uğrar. Hava şartları bozulur, programlar iptal olur. Saçma sapan bahaneler peydah olur. Belki de vücudunuz isyan bayrağını açar, hiç yoktan sebepsiz yere hastalanırız. Yani havadan nem kaparız. Eş veya sevgili ya da pek çok sevdiğimiz dostlarımızdan, bir cayırtı koparıp, uzaklaşırız! Evet, bu saydığımız durumların hepsinin “çünkü” ile başlayan ispatlı bir bahanesi vardır bizim için.

Aklımız, bilinçaltı çöplüğümüzün de desteklediği sebepleri bularak önümüze getirir. Deneyimlemeye devam ettiğimiz bu durumlar, kendimizi sürekli eksik, hatalı, yanlış vb. davranışlar içerisinde olduğumuz, kelime veya davranışlarla beslenir.

Şimdi bu kadar ispat içeren akıl oyunlarımızın aksi bir durumu tabii ki söz konusu olamaz. Olduğu vakit bir huzursuzluk, bahane bulma, arıza çıkarma gibi sürekli ekside olacağımız, negatif duygularda kalacağımız ve yarım hissedeceğimiz zamanlar yaratımı devam eder. Sonra da başkalarının bizim hayatımızda bundan sorumlu olduklarını göstermek için onları suçlar, bir de para harcamaya yöneliriz. Buna da öğrendiğimiz çarelere kılıf olarak buluruz.

Eksik olmaya o kadar alışıyoruz ki; tamamlanmaktan korkuyoruz! Özellikle de “param yok!” bahanesi. Para olduğunda da, (tamamlanmayı bilmediğimiz için) nasıl kullanacağımızı şaşırdığımızdan, para çar-çur olup gidiverir yani bitiverir durumu.

Hal böyle olunca, ilk olarak kişinin kendisine şunu sorması gerekebilir. “eksik olmak ne demek?” Kendine yeterli olamaması, duygusal olarak tamamlanamaması mı? Kendini sevmekten daha çok, başkalarının bizi sevmesini beklemek mi? Yani Beklenti içinde olmak mı(?!) Kendini nasıl seveceğini bilmezken, başkalarının onu sevme şeklini tanımlayamamak mı?

Herkesin bir sevgi lugatı var. Bazıları bunu okumasını bilirken bazılarının bunu daha kendileri için bile tanımlayamadıkları.

Kendi için sevginin tanımını bilmeyen biri doğal olarak, kendini sakat bırakıp, başkalarına (sevgi ve para olarak) muhtaç olacaktır. İyilik yapıyorum derken, belki de başkalarında hüküm sürecektir. O başkaları da, hükümdarın hükmünü başkalarından alıp nasıl kendine mühürleyeceğinin yolunu bulmaya çalışacaktır. Ve hepsi kendinizi nasıl sevdiğiniz ve parayı kendi ilişkinizde de nasıl sıfatlaştırdığınız ile ilgili olacaktır. Sonunda da, sanki bunların hepsini kendini sevdiğini söyleyen nadide hanımefendiler ve beyefendiler olarak(!) (para ve sevgi) beklentimizin başkasından gelmesini ister ve onlarsız olamıyormuşuz gibi rollere bürünürüz. Yani bağımlı oluruz, özgürlüğümüzü başkasının eline kendi elimizle veririz. Sonra da onları suçlarız (sevgiliyi ve parayı).

Bu durumda asıl özür beyinde, düşünce şekillerinde başlıyor. Bizim eksik olma durum ve hissiyatımız beyinde etkisini gösteriyor. Bize bunu kim empoze etti? Ne zaman başladı? Zamanını hatırlamadığımız fakat hayatımızda vuku bulan bu önlenemez gedik büyürken, biz bunun farkında olmadan, (ben her şeyi bilen hatta tamamen farkında olan biriyim (!) diye) devam mı ediyoruz?

Doğal olarak farkında olmadığınız bir şeyi ne değiştirebilir, ne de onu doğru bir şekilde besleyerek büyütebiliriz. Kısacası, onu doyuramazsınız. Yani hasta olduğunu bilmediğiniz bir durumu iyileştiremezsiniz. İşte önce hasta olan durumu fark etmemiz gerekir. Bu da aynı onun gibi. Bir de onu (sevginizin veya paranızın sizde var olma şeklini) olduğu şekli ile kabul etmiş iseniz, zaten gedik git gide büyümeye (sevgisiz kalmaya ya da parasız olmaya), olanda boşalmaya devam edecektir. Yani tüm sevgi stoklarınızı bitirirken benzer şekilde para stoklarınızın da suyunu çekecektir.

Bunun için benzini bitmeye başlayan araba örneğini verebilirim. Böylece sevgi ve para stokları bitmeye başlayınca, düşünce ve duygu sistemi çökmeye başlar. Eğer kişi hasta olmaya yatkın biriyse, bundan ilk etkileneceği durum genetik olarak var olan hastalanmaya yatkın genlerinin harekete geçerek, çökmeye başlamasıdır. Eğer böyle bir durum söz konusu değilse, bu seferde sürekli eksikliğini hissedeceğimiz bir durum yaratırız. Sevgilimiz olmaz, ilişkilerimiz sağlıklı gitmez, kendimizi başarısız kılmak için elimizden geleni yaparız. Kısacası, ya sağlığımızı yada elimizde ne varsa (iş, ilişki, para, arkadaşlar, statü, vb.) onu kaybetmeye meyilli oluruz.

Böylece Paranın alma-verme dengesinin de işin içine girdiğini, şanslıysak, görmeye başlarız. Şansınızı yaratmak ve onu gördüğünüzde tanımak dileğimle, sevgi ve para sizde hep tam olsun.