Para Koçluğu” adlı bu kitabım, paranın nasıl yönetileceği üzerinde hazırlanmış olup kişiye paranın kullanılması konusunda yeni alışkanlıklar ve bakış açısı kazandırmayı amaçlamaktadır. Böylece birey; insan yaşamında önemli bir yeri olan paranın kazanılması, kullanılması ve değerlendirilmesi konusunda belirli bilince sahip olacaktır. Dolayısıyla paraya olan bakış açısı değişerek yaşamına olan katma değeri oldukça artacaktır.
Kitapta ele alınan konuların başlıkları para harcama terbiyesi, parayı kullanırken ki temel inançlarımız, para harcama alışkanlıklarımız, para ve para ile ilgili duyguların yönetimi olarak verilebilir. Her yetişken bireyin bu kitabı mutlaka okuması gerekir.

Önsöz’den. Kuşlar Simurg’a (Zümrüdüanka) inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.
Derken, bir gün uzak bir ülkede, bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.
Önce bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp,
Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış),
Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış,
Baykuş yıkıntılarını özlemiş,
Balıkçıl kuşu bataklığını.
Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları da gittikçe azalmış.
Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra, gelen altıncı vadi “şaşkınlık” ve sonuncusu yedinci vadi “yok oluş”ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş… Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki, “Simurg Anka; Otuz Kuş” demekmiş.
Onların hepsi Simurg’muş. Herbiri de Simurg’muş. Simurg Anka’yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, herbirimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.
Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır…
Bu bir dönüşüm hikâyesidir.