Son zamanlarda ne biliyoruz ve bunu konuşma dilinde nasıl kullanıyoruz durumu, ilgimi çekiyor. Eğer beynimizin işleyişi ile ilgili azda olsa bilginiz varsa, durumu görmezlikten gelemiyorsunuz.

Sebebi söylediğim her cümlenin hayatımı nasıl etkilediği ile yakından ilişkili.

Bu hafta yaptığımız bir çalışma sonucunda, ortaya çıkan anlam ve kullanım karmaşasına yol açan cümlelerden ikisini, keşfettik diyebilirim. An ve Zaman.
An da kalmak cümlesini çokça duyar olduk son zamanlarda. Peki o zaman, zam”an” nedir? İlk olarak, kelimeyi ayırarak baktığınızda, zamlanan an, yani artarak ifade edilen an’lar toplamı olarak algılamaya müsait. TDK da ise; “1-(isim) Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. 2-Sürenin belirli bir parçası” şeklinde açıklanıyor

Bu manada zamanın ölçülebildiği, “an” ise ölçülemediğini fark ediyoruz. “An”, ölçülemediği halde nedense, zamandan daha geniş bir kavram gibi de algılamaya müsait. Aslında, çoğu zaman bazı yazarların “mutluluk anlarınızı çoğaltın” gibi kullandıkları ifadelerde olduğu gibi, içinde bulunduğunuz o küçücük nokta şeklinde olan durumu, noktanın şekli itibariyle bir daire şeklinde büyütün ve yayın demek istediklerini biliyor muydunuz? He ne kadar yayılan daire genişledikçe ölçülebilen zaman olsa da, zaman genişledikçe anda kalabilmek artık bir meziyet. Buda hayatta her şeyin mantık ve matematik olduğu kadar, bu durumun da aslında bir matematik olduğunun farkına varıyorsunuz.

Bu konu ile ilgili daha önce okumuş olduğum kitaplardan biri olan Lütfi Filiz’in yazmış olduğu “Noktanın Sonsuzluğu” kitabındaki dikkatimi çeken bilgiyi sizlerle de paylaşmak istedim.

Semazenlerin bir ayaklarının sabit, diğer ayakları ile dönerek sema yapmaları, zaman ve an durumu için en güzel örneklerden biri. Sabit olan ayak “an”, hareket eden ayak ise “zaman” olarak tanımlanmakta. Zamanı, geçmiş, gelecek ve içinde bulunduğumuz vakit olarak ayırırken, hepsine de farklı bir anlam yükleyebiliriz. Fakat “an” bunların hepsinin toplamı. Genel olarak zamanların toplamında yaşayan bizler ise, “an”ı kaçırır, ne olduğunu bilemiyoruz. Bir gün bir dostumla konuşurken, beni etkileyen ve adını hatırlayamadığım, tarihten ünlü bir kişinin zaman ile ilgili sözlerini sizlere de aktarıyorum. “Zamanın akıp gittiği yoktur. O gayet yerinde durur. Biz onun içinden geçeriz. Onu dilimlere böler ayrıştırıp, parçalarız. Aynı “han”a uğrayan yolcular gibi. Oysa “Han” hep oradadır. Tek değişen, han’ın yolculardır.”

Hayatınızdaki, Han’ın daim, yolcuların baki olması dileğimle. İyi haftalar.