“Allah akıl fikir versin” lafı ile “Allah’tan zeki” ifadesi size tanıdık geliyor mu? Hatırladığınızı var sayarak, tam olarak ifadeleri anlayabilmek için beraber egzersiz yapmaya ne dersiniz?

Bu ifadeler, birlikte beyin jimnastiği yaptığımız bir dostumla konuşurken çıktı ve üzerine konuşmaya başladık; “Akıl mı, zekâ mı?” diye ? Tanımları önemli her iki kelimeyi de tam manası ile kavramak için TDK tanımlarına da baktık. Zekâ; (isim hali), ruh bilimi; İnsanın düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamı, anlak, dirayet, zeyreklik, feraset. Akıl: Düşünme, anlama ve kavrama gücü, bellek.

Sonra şu soruları aklıma geldikçe arka arkaya kendimize de sorduk:

Hangisi öğrenir ?: Akıl. Gördüğünü, işittiğini ve dokunduğunu kayıt eder. Zeki olan kişinin ise; her zaman kendine, derinden bir güveni vardır. Ne zaman istersem öğrenirim dediğinde, çoktan treni kaçırabilir. Aynı tavşan ve kaplumbağanın yarış hikâyesinde olduğu gibi.

Hangisi öğrenilmiş olanı işler? Cevap, akıl

Hangisi olaylara, durumlara ve kişilere pratik cevap bulabilir? Cevap, adı üstünde “pratik zeka”

Hangisi doğuştan var olur? Zekâ

İnsanoğlunun evrimleşebilmesi, tekâmül etmesi için hangisine ihtiyaç var? Tabii ki ikisine de.

Hangisi dolunca(!) hastalanıyoruz; Akıl (çünkü bilgisayar belleği de dolunca format atılıyor, biliyorsunuz) Yani öğrenilmişlikler zamanla hata verebiliyor. Hem devir hem de zaman değişiyor. Zaman geçtikçe nesil değiştikçe devirde değişiyor. O zaman tüm öğrenilmişlikler mührü zamana uğruyor. Zekâ ile durumu kavradığınızda çağa ayak uydurmaya devam ediyoruz. Edindiğimiz tüm deneyimler akılla işlenip, ilerki zamanda aynı oyununun farklı bir versiyonunda zekâ ile durumdan sıyrılmamıza veya o durumu anlamamıza yardımcı oluyor. Kısacası akıl ile zekâ birlikte olduğunda şahane, sadece akıl olursa divane, sadece zekâ olduğunda da virane olabiliriz.

Yazıya son verirken; okuduğum bir blok başlığında ifade ettiği “ENTELEKTÜEL SERMAYE VE KALİTE” hem konuya hem de yaşadığımız Soma faciasına denk gelince, ucundan dokunmadan ve paylaşmadan edemedim. Blog yazısında“Kalite kavramının yakalanmasında insana verilen değer her geçen gün biraz daha artarak büyümektedir. Personelin evrensel değerlere saygı duyması ve entelektüel sermayesi çalışmalarına her zaman bir artı değer katar.”yazıyor! Şimdi soruyorum, son faciadan sonra, hangisine ? Akla mı, zekaya mı “ENTELEKTÜEL SERMAYE VE KALİTE”? Yoksa Mantık ile Vicdana mı?